Türkiye ve Yunanistan Halklarına Ortak Açıklama

  • NAR, Yunanistan

  • EMEP, Türkiye 

Batısı kuzeyden Yunanistan güneyden kuzey Afrika’ya, doğusu Afganistan, Pakistan, hatta Hindistan’a kadar uzanan, kuzeyden Rusya’yla çevrilmiş “geniş Ortadoğu”, tarih boyunca olduğu gibi, günümüzde de büyük emperyalist devletlerle bölge gericilikleri arasında çekişme ve çatışmalara sahne oluyor. Gezegenin petrol ve doğalgaz kaynaklarının çok büyük bir bölümüne ev sahipliği yapmasının yanında pazar olarak da öneminin giderek artması, emperyalistlerin iştahını kabartan ve onları bölgeye müdahaleye yönelten temel neden. Bölgenin hammadde kaynakları ve pazarlarına el koymak, uluslararası gericiliği, bölgeyi paylaşmaya, sömürgeciliğe ve yayılmacılığa ve bunun için birbirinin boğazına sarılmaya itiyor. Suriye, Irak, daha ötede Afganistan ve Ukrayna’da olan budur.

Dünya kapitalizminin ve dolayısıyla paylaşım kavgasının siklet merkezinin Asya-Pasifik’e doğru kayması, Ortadoğu’daki rekabet ve çatışmanın önemini ortadan kaldırmıyor. Hem kaynaklar ve pazarlar için mücadele hem Rusya’nın kuşatılması ve buradan Afrika’ya kadar yayılma peşindeki Çin’in önünün kesilip püskürtülmesi bakımından Ortadoğu hala ciddi bir çatışma alanıdır. Ancak emperyalistler arasındaki çatışmada ortaya çıkan stratejik “kayma”nın yolaçtığı şey, emperyalistler ve işbirlikçi gericilikler arasındaki mücadelenin biçiminde değişikliklerdir. Bu kapsamda “kestane”yi “ateş”ten “adamlar”ına aldırmayı amaçlamış “vekalet savaşları”na tanık oluyoruz. Yine tanık olduğumuz bir diğer şey, aynı kategoriden olmak üzere, bölgeye emperyalist müdahalenin doğrudan bir ürünü olarak türeyen –eskiden farklı olarak– belirgin dinci-İslami, Cihatçı içeriğe sahip terör örgütleri ve hunhar terör eylemlerinin kullanılışıdır. Katliamcı IŞİD, Nusra, Ahrarüş Şam gibi çeşitli türevleriyle El Kaide ve bunlardan “ılımlı” sayılarak özellikle Türkiye ve Suudi Krallığı gibi gericiliklerce örgütlendirilip silahlandırılarak beslenen ÖSO ve İslami Cephe gibi çeteler bunlardandır.

Başta IŞİD olmak üzere, dünyanın dört bir yanından militan derleyen ve özellikle Türkiye sınırını yetkililerin bilgisi dahilinde engelsizce kullanan İslami terör çeteleri, Suriye ve Irak’ta olduğu kadar yaslandıkları destekçileri ülkelerde de örgütleniyor ve bu ülkeler gizli servislerince kullanılıyorlar. İki IŞİD tetikçisinin canlı bomba olarak kullanıldığı yüzden fazla emekçinin öldürüldüğü Ankara Katliamı, bir Kontrgerilla organizasyonu olarak böyle gerçekleştirilmiştir.

Biz, NAR ve Emek Partisi olarak, terör örgütleri ve katliamlarını da kullanarak, tüm bölge ve dünya halklarını, yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla egemenliklerini hedef alan uluslararası burjuvazi ve emperyalizmin dayatma ve müdahalelerini lanetliyoruz. Arkasında, halklara yönelik saldırganlığıyla emperyalizmin alaycı yüzünün sırıttığı Ankara katliamı, sadece terör çetesi olarak IŞİD’in değil ama emperyalist gericiliğin lanetli pervasızlığını göstermektedir.

Biliyor ve halklarımızı uyarıyoruz ki, bütün bu emperyalist ve gerici saldırıların faturası, yine halklara çıkarılmakta ve onların sırtına yıkılmaya çalışılmaktadır. Bu fatura yalnızca “terör” vb. bahane edilerek hakların kısıtlanması, artan savaş harcamaları ve bu harcamalar dolayısıyla kesintiler, yeni vergi ve zamlardan ibaret değildir. Ama aynı zamanda, yakından tanık olduğumuz, yerinden yurdundan edilen milyonlarca emekçinin “göçmenler” olarak Türkiye gibi ülkelerde sığıntı durumuna düşürülmesi ve Avrupa yolları ve bir barış denizi olması gereken Ege’de ikinci kez ölümle yüzleşmek zorunda bırakılmasıdır. Savaş ve göçün sorumlularının onların perişanlığından duydukları mutluluğu sürdürmek üzere göçmenlere kapılarını kapayarak Avrupa’yı “koruma”ya almalarını kınıyoruz.

Ve biz NAR ve Emek Partisi olarak, yine biliyoruz ki, katliam ve bölgesel çatışma ve savaşlarla Ortadoğu’da halkların kanını dökerek egemenlik peşinde koşan güçlerle Yunanistan ve Türkiye halklarına dayatmalarda bulunan güçler, aynı emperyalist ve gerici tekelci güçlerdir. Faturasını halklarımızın sırtına yıkmaya çalıştıkları kriz, kapitalizmin krizidir.

Türk ve Yunan burjuva gericiliklerinin de destekçisi olarak emperyalizm ve tümünün dayanakları olarak tekelci kapitalizm, yalnızca müdahaleleriyle halklara düşmanlık gütmekle kalmamaktadır; ama işsizlik ve yoksulluğun tırmanması gibi sonuçlarıyla özelleştirme, esnek çalışma, borç batağına mahkum etme, kesintiler ve emekçilerin kazanılmış sosyal ve demokratik haklarının gaspıyla özgürlüklerinin çiğnenmesinin de kaynağı ve sorumlusudur.

Halklarımızı ve bölge halklarını hedef alan bu saldırganlığa karşı, başta halklarımız olmak üzere, tüm bölge halklarını, emperyalistler ve işbirlikçileri olan bölge gericiliklerine karşı birleşmeye, emperyalizme, tekelci kapitalizme, faşizmi, muhafazakarlığı, terörizmi kullanıp besleyen burjuva ve büyük toprak sahiplerinin gericilğine karşı birleşmeye çağırıyoruz.

Böyle bir birlik gerekli olduğu kadar olanaklıdır da. Çünkü; hiçbir ülke halkının bu saldırılarda en küçük bir payı ve çıkarı olmadığı gibi, hangi ülkede hangi biçim alarak yürütülür ve nasıl bir görüntü alırsa alsın, halklarımıza yöneltilmiş saldırganlığın kaynağı ve dayanağı tektir ve ortaktır: Emperyalizm ve tekelci kapitalizm.

Genel olarak halkları olduğu kadar, egemen burjuvazilerinin geleneksel bencillik ve milliyetçiliklerini kışkırtarak, birleşip karşılarına dikilmelerini önlemek amacıyla, Türkiye ve Yunanistan halklarını da, Kardak Kayalıklarına varıncaya kadar Ege kıta sahanlığı, FIR hattı, Kıbrıs sorunu üzerinden birbirine düşürmeye çalışanlar da, en başta kapitalist emperyalistlerdir.

Bütün bu nedenlerle, ülkelerimizde ve bölgemizde emekçi halkların kurtuluş mücadeleleri kadar acil talepleri için de mücadelelerinin birleştirilmesi; sendikal, siyasal birlik ve dayanışma örgütlenmelerinin kurulup güçlendirilmesi yaşamsal bir ihtiyaçtır.

Halkların kardeşliği, birliği, dayanışması ve birleşik mücadelesi emperyalizm ve uluslararası gericiliğin ve saldırganlığının üstesinden gelmenin biricik yoludur.

NAR, EMEP, October 2015